Bulunduğunuz Sayfa: Yaşlılığa Dair> Yaşlılık ve Sanat

Manoel de Oliveria: Asırlık yönetmen

Manoel de Oliveira yarın 100 yaşını dolduruyor! 2001 yılından bu yana yaşayan en yaşlı yönetmen unvanını taşıyan Portekizli usta, aynı zamanda en üretken yönetmen unvanını da hak ediyor.

Manoel de Oliveira yarın 100 yaşını dolduruyor! 2001 yılından bu yana yaşayan en yaşlı yönetmen unvanını taşıyan Portekizli usta, aynı zamanda en üretken yönetmen unvanını da hak ediyor. Sadece bu yıl iki kısa film tamamladı! Hatta doğum gününü 2009’da çıkacak olan “Singularidades de Uma Rapariga Loira” filminin setinde kutlayacağı söyleniyor. Böyle yaşlanmak her yönetmene nasip olur umarız.

Seksenli ve doksanlı yıllarda her yıl bir film çeken De Oliveira, yaşlandıkça hızlandı. İki binli yıllarda bazıları kısa metrajlı da olsa hemen her yıl iki film çekmeye başladı! Bu arada tiyatro ve opera yazmak ve yönetmekten de geri kalmadı! Filmografisinin yarısını 80’inden sonra gerçekleştirmiş tek yönetmen o!

 De Oliveira, 19 yaşında sinema henüz sessiz iken başladığı kariyerine bir başarısızlık yüzünden 14 yıl ara vermenin ve ancak altmışından sonra uluslararası arenaya çıkmanın acısını böyle çıkarıyor olmalı. Bugüne dek altı kez Cannes, yedi kez Venedik Film Festivali’nde yarıştı. Cannes’ da bir Jüri Ödülü, bir FIPRESCI, bir de Ekümenik Jüri Ödülü kazandı. Venedik’te ise Jüri Özel, Signis, UNESCO ve Beyaz Baston ödüllerine değer görüldü. Venedik’ten iki kez bütün kariyeri için Altın Aslan, Locarno’dan Onur Leoparı kazandı. Başta ülkesi Portekiz’in en önemli ödülleri Altın Küreler olmak üzere filmleri birçok festivalden çok sayıda ödül kazandı. Kendisine de birkaç kez Yaşam Boyu Başarı Ödülü verildi, ama festivalciler ne kadar ‘erken’ davrandıklarını şimdi anlıyor!

 Asırlık yönetmen, zengin bir ailenin sportmen çocuğuydu. 17 yaşında okuldan havlu attı. Aile şirketinde çalışırken sinemaya heves etti. Hem Rino Lupo’dan oyunculuk dersleri aldı hem yönetmenlik yapmaya kalktı. Bir yandan da otomobil yarışlarından geri kalmıyordu. El attığı ilk filmleri -bir belgesel ve bir canlandırma- tamamlayamadı. Yirmili yılları sonuç vermeyen projeler peşinde geçirdi. Otuzlu yıllarda birkaç belgesel gerçekleştirdi. Portekiz sinemasının ilk tam sesli filmi “A Cançao de Lisboa/ Lizbon Şarkısı”nda bir yardımcı rol üstlendi. Bu filmin yapılabilmesi için önemli katkılarda bulundu.

 De Oliveira ilk uzun metrajlı filmi “Aniki bobo” ya (1942) imza atabildiğinde 34 yaşına gelmişti bile. Bir tür çocuk filmi olan “Aniki-bobo” Fransız Şiirsel Gerçekçilik akımından izler taşıyordu. Bir yandan da olanca şiddetiyle devam eden 2. Dünya Savaşı sonrası belirecek olan İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının erken bir örneği sayılabilecek bir yaklaşımla sokak çocuklarının yaşamını sergiliyordu. Bugün ortalama Portekizli izleyicilerin bile televizyonda izlemiş olduğu, ülkenin en sevilen klasiklerinden biri sayılan “Aniki bobo” 1942 yılında hiç mi hiç beğenilmedi Portekiz’de! Eğlence sinemasına ve stüdyoda çekilmiş filmlere alışık izleyici, yabancı eleştirmenlerden övgüler alan bu filme hiç rağbet etmeyince Manoel de Oliveira sinemaya küstü...

 Bu küskünlük tam 14 yıl sürdü. 1955 yılında Almanya’ya yaptığı bir gezide renkli film tekniklerini öğrenen De Oliveira, eski göz ağrısı olan belgesellere geri döndü. “O Pintor e a Cidade / Ressam ve Kent”  (1956) bir sanatçının kent içindeki durumunu yansıtan bir meditasyon olarak alkışlandı. 1959 yapımı  “O Pao/ Ekmek”  ise buğday tarlalarından fırınlara ekmeğin öyküsünü anlatan sessiz bir belgesel olarak sinemaseverleri derinden etkiledi. 1963’te “ Acto de Primavera/ Bahar Ayini”  ya da  “ İsa’nın Çilesi”  olarak da bilinen doküdramasıyla alkışlandı. 1964’te Locarno Film Festivali bir De Oliveira retrospektifi yaptı.

 Ve 1971 yılında, 63 yaşında yeniden bir kurmaca yapmaya cesaret etti Portekizli usta:   “O Passado e O Presente / Dün ve Bugün” . Sonrası çorap söküğü gibi geldi. “ O Sapato de Setim / Saten Pabuçlar” , “ A Divina Comedia/ İlahi Komedya” , “ O Convento/ Saklı Hayat” , “ Party” , “ Viagem ao Principio do Mundo/ Dünyanın Başlangıcına Yolculuk” , “ Palavra e Utopia / Söz ve Ütopya” , “ Um Filme Falado / Konuşmalı Bir Film” , “ Belle Toujours”  (Bunuel’in Gündüz Güzeli’nin devam filmi)... Bir kısmı Türkiye’de de gösterilen, yenilikçi tarzlar denediği, ağır felsefi meselelere keskin, soğuk bir mizahla yaklaştığı bu filmler onu dünya sinemasının hem biçemi hem kişiliğiyle kendine özgü ustalarından biri olarak tescilledi.


( * ) Alin Taşçıyan
11 Aralık 2008 – Star Gazetesi
Yazarın izniyle alınmıştır…

 


 Önceki Konular
Manoel de Oliveira: Asırlık yönetmen
Hayatının oyununu emeklilikte buldu!
Karikatüristin emekliliği olmaz, ölene kadar çizer
Metin And: Çalışmak için emekliliği bekledim...
Yoksul semt Ünalan'da müze açtı, çocukların kaderini değiştirdi
Yaşlılık ve Yedinci Sanat: Sinema
Rönesans'ın dehası: Leonardo Da Vinci
"Dünyadaki mimarların başı" Mimar Sinan... 80 yaşında Selimiye' yi inşa etti
88 Yaşında Hayata Sıfırdan Başlamak
Yaşlılık üzerine kitaplar


Bu site yaşlılara yönelik olarak kullanım kolaylığı sağlayacak şekilde tasarlanmıştır.  
Biz Kimiz | Yaşlılıkta Aktif Yaşam | Yaşlılığa Dair | Araştırmalar | Forum | Sağlıklı Yaşam
Bilgi Bankası | Bize Ulaşın | Site Haritası | Yasal Uyarı
 
Her hakkı saklıdır - 2007